1908’den bu yana İslamcı dergiler: “İslamcı neşriyatın birinci gündemi halkı özne haline getirmektir”

“İslamcılık düşüncesine görünürlük kazandıracak malzemeleri erişilebilir hale getirmek fikriyle yola çıktık”
1908’den bu yana İslamcı dergiler: “İslamcı neşriyatın birinci gündemi halkı özne haline getirmektir”

İlmi Etüdler Merkezi’nin (İLEM) başlattığı İslamcı Dergiler Projesi 2’nci sempozyumunu 11-12 Mart tarihlerinde gerçekleştirecek. Bu projenin detayları hakkında bilgi almak için İstanbul Üniversitesi Sosyoloji Öğretim üyesi ve İslamcı Dergiler Proje Koordinatörü Lütfi Sunar’la konuştuk.

“İslamcılık düşüncesine görünürlük kazandıracak malzemeleri erişilebilir hale getirmek fikriyle yola çıktık”
-Bize projeden ve bu projeye başlama amacınızdan bahsetmek ister misiniz? Özellikle bu çalışmayı kendine özgü kılan yanlar nelerdir?

İslamcılık düşüncesi Türkiye’nin modern tarihindeki köklü 3 düşünce ekolünden biri. Fakat İslamcılıkla ilgili çalışmalar hem sayıca çok az, hem nitelik bakımından çok sorunlu, hem de çoğunlukla spekülatif ve şahsi öngörülere, kanaatlere dayanan çalışmalar olarak karşımıza çıkıyor. İster eleştiren, ister yücelten; fark etmez. Bu tür çalışmalar çoğunlukla birincil verilere dayalı olmaktan uzak. Biz de Türkiye’de İslamcılık düşüncesinin yalnızca önemli bir ekol olmakla kalmadığını, aynı zamanda ülkedeki pek çok sorunun çözümü için de esaslı, sistematik ve geçerli çözümler önerdiğini ve bu çözümlerin de birincil malzemelere ulaşılamadığı için çoğu kez gündeme gelmediğini düşündük. Dolayısıyla İslamcılık düşüncesine görünürlük kazandıracak bu malzemeleri erişilebilir hale getirmek fikriyle yola çıktık. Tabii düşünce dediğimizde aslında uzunca bir süre dergiler üzerinden yürümüş, dergiler etrafında şekillenmiş alanlardan bahsediyoruz. Bu tüm düşünce ekolleri için böyle. Cemil Meriç’in ifadeleriyle tefekkürün kaleleri olmuş dergiler. Her ekol kendini dergiler üzerinden ifade etmiş, sembol dergileri var. Her dönemde dergiler bir şekilde merkezi bir yer tutabilmiş. Pek çok isim, çıkardığı dergiler üzerinden anılmış. Yani Nurettin Topçu’nun ismi Hareket Dergisi’yle birlikte anılır, Necip Fazıl akıllara Büyük Doğu Dergisi’ni getirir.

Kaynak: The New Turkey
3 tane boyutu var bizim projemizin. Birincisi, dergileri dijitalleştiriyoruz. Bu erişilmesini oldukça kolaylaştırıyor, özellikle araştırmacılar için işlevsel olacak. Projenin ikinci boyutu daha önemli; bu dergileri indeksliyoruz. Yani derginin ön kapağından arka kapağına kadar içindeki bütün yazıları, temel özellikleriyle, o yazıyı tanımlayacak özellikleriyle database’e aktarıyoruz. Sayfa aralıklarından tutun yazının konusuna; yazarın isminden tutun yazıda geçen anahtar kelimelere kadar bütün bir dergiyi indeksliyoruz. Sadece yazıları değil, derginin iki kapağı arasında ne varsa onu verilendiriyoruz. Böyle detaylı veriler sayesinde insanlar aradıkları en ufak şeylere bile kolaylıkla erişebilecek. Üçüncü boyutu da araştırmacıları İslamcı dergiler hakkında yeni araştırmalar yapmaları için teşvik etmek ve desteklemek. Bu minvalde her yıl bir sempozyum düzenliyoruz. Şöyle söyleyeyim, biz 2015 yılında ilk sempozyumu düzenledik. O sempozyumda eper zorlanmıştık sunum yapacak isim bulmakta çünkü insanlar ya malzemeye ulaşamıyorlardı ya da konuyla ilgili bir çerçeve oluşturma sorunları vardı. Fakat bu yıl yapacağımız sempozyumda çok sayıda katılımcı, konuşmacı olacağını söyleyebiliriz. Teşvikimizin olumlu tarafı şu oldu; insanlar bu konularda tez yazmak hakkında cesaretlenmeye başladılar. Şimdiye kadar tez yazan yaklaşık 50 araştırmacı bizim database’imizi kullandı. Türkiye’de ve yurt dışında çok sayıda araştırmacı yine database’imize başvurdu. Belki 2-3 yıl zamanlarını alacak bir konu hakkındaki araştırma için bizim verilerimizi kullandığında birkaç saat içerisinde gerekli kaynağı sağlamış oluyorlar. İnşallah uzun vadede hedefimiz, bu İslamcı dergiler projesini uzun vadede bir İslamcılık Araştırma Merkezi’ne döndürmek.

-İslamcılar dergiyi ne şekilde ve neden kullandı?

Dergi dediğimizde 4 yapraklı sayfalardan 100 sayfalık akademik çalışmalara kadar bir yelpaze belirebilir kafamızda. Dergi haftalık çıkabilir, 15 günlük çıkabilir veya aylık çıkabilir. Dolayısıyla esnek bir araçtır dergi ve sizin belli bir formata bağlı kalmaksızın, gündemi takip ederek, güncel olaylarla ilgili de fikirlerinizi sunabileceğiniz bir mecra. O yüzden dergiler hep Türkiye’de, son yıllarda internetin yaygın kullanımıyla önemlerini bir miktar kaybetmiş olsa da, düşüncenin oluştuğu, geliştiği, Türkiye’deki tartışma ortamının ana ekseninin yürüdüğü mecrayı oluşturuyor. Hem periyottaki esneklik; hem ebatta, boyutta ve içerikte esnek olabilmek dergi formatının sıklıkla tercih edilir olmasını sağladı. Bütün düşünce akımları, kendilerini dergi aracılığıyla sunmak peşinde oldu. Bütün büyük edebiyatçıları ve fikir adamları bir dergide yazdılar, bir dergide kendilerini gerçekleştirdiler ve bu yolla kamuoyuna mal oldular.

“Türkiye’deki arka plana değinerek İslamcı neşriyatı daha geniş bir perspektiften ele alıyoruz”
-Türkiye’de dergicilik içerisinde İslamcı dergilerin niteliği nedir?

1908’de başlıyor bu macera. Mehmet Akif ve Eşref Edip Sıratı Müstakim dergisini çıkarıyorlar. Türkiye’de dergiciliğinin geneline kıyasla farklı özellikler gösterdiğini söylemek güç. Fakat bizim İslamcı etiketi altında toplandığımız yayınların çeşidi çok fazla. Dini bir grubun yayınladığı tasavvufi bir dergiyi alabiliyoruz bazen. Daha devrimci amaçlara sahip bir grubun yayınladığı dergileri de alıyoruz buraya ya da öğrencilerin çıkartmış oldukları bir düşünce dergisini de alıyoruz. Yani çeşitlilik çok fazla. İslamcılığın normatif bir tanımını da yapmıyoruz. Biraz araştırmacılara bırakıyoruz bunları. Çünkü böyle bir tanım yaptığımızda odağı çok daraltmamız gerekiyor. Biz istiyoruz ki malzeme çeşitliliği çıksın ve araştırmacılar rahatça araştırıp kendileri karar versinler, kendileri bu hususta tartışmayı yürütsünler. Yani biz daha baştan araştırmacının masasındaki seçenekleri daraltmayalım dedik.

Dönemsel olarak farklılıklar gösterebiliyor dergi içerikleri. Diyelim ki 1940’larda İslamcılık içine aldığımız bir yayın 1980’lerde İslamcılık içine girmeyebiliyor. Yani İslamcılık da statik bir şey değil. O değişimi, dönüşümü takip ederek danışma grubumuzun da katkılarıyla hangi dönemde, hangi esasların İslamcılık sayıldığını belirliyoruz. Örneğin 1950’lerde çıkan bir çocuk dergisini İslamcılık içine alıyoruz fakat 1990’ların sonuna geldiğimizde aynı çocuk dergisini almıyoruz. Çünkü ilkinde dönemi itibariyle İslamcı olan dergi 90’lı yılların sonuna geldiğimizde artık İslamcı izler taşımadığını görebiliyoruz.

“İslamcı dergilerin okuyucularıyla temasları sıkı”
Türkiye’deki arka plana değinerek İslamcı neşriyatı daha geniş bir perspektiften ele alıyoruz. Zaman zaman mukaddesatçı, maneviyatçı hatta zaman zaman milliyetçi dergiler de giriyor bu skala içerisine. Nitelik olarak diğer dergilerden bir farkı olmamakla beraber içerikte kıssalara, hikayelere, peygamberlerin hayatlarından kesitlere sıkça yer verilebiliyor. Tasavvufi anlatılar yer yer yoğunlaşabiliyor. Bu hususta uzmanlığım yok ama şunu söyleyebilirim; İslamcı dergilerin okuyucularıyla temasları sıkı. Diğerleri nasıldır bilemiyorum ama görebildiğim kadarıyla okuyucu ile dergi arasında sağlam bir iletişim var. Okuyucu pasif değil. Derginin zaman zaman derginin dağıtıcılığını yapan, yeri geldiğinde maddi katkıda bulunan, yer yer eleştirip müdahale eden okuyucular olduğunu görebiliyoruz. Okuyucu ve dergi arasındaki ilişkinin seyrini takip edebilmek önemli.

Diğer tüm dergiciliklerde olduğu gibi İslamcı dergilerde de sürekliliğin sağlanamaması bir problem. Türkiye’de 100 yıldır yayınlanan 2 ya da 3 dergi var. Biri Türk Kültürü Dergisi. İstanbul Üniversitesi’nden çıkan Sosyoloji Dergisi ise sık sık kesintiye uğrayan bir dergi. Bunlar dışında dergicilik kesintilerle yapılabiliyor. İstikrarlı bir biçimde devam eden dergileri biz 80 sonrasında görebiliyoruz.

-50’lerde İslamcılıktan izler taşıyan bir derginin 90’larda artık İslamcı dergiler kategorisine girmediğini söylediniz. Bir dergiyi İslamcı yapan özellikler nedir? Döneme göre nasıl değişiklik gösterebiliyor tanımlar?

Dönemin şartları belirliyor bunları. Hareket Dergisi 1939’da ilk çıktığında daha çok maneviyatçı, spiritüel, daha milli tonları olan bir dergiydi. 30’lu yıllarda İslamcı dergilerin seyri bu şekilde. O dönemin şartlarında bu çıkış İslamcı bir çıkıştı. 50’li yıllara geldiğimizde dergilerdeki mukaddesatçı, maneviyatçı, milliyetçi ton çok ciddi bir biçimde artıyor. Ayrıca siyasi tonu olan yayınlar da çıkmaya başlıyor. Aslında İslamcılığın çekirdek hali siyasi bir forma sahip olma gerekliliği. 60’lara geliyoruz, bu dönemden itibaren artık gittikçe siyasileşen, gittikçe pür İslamcı bir tona sahip olan dergiler çıkmaya başlıyor. Dolayısıyla 80’lere geldiğimizde artık tasavvufi hikayelerin yer aldığı bir dergi artık İslamcı bir dergi olarak kabul edilemez. Çünkü gerçekten İslamcılık başka bir şekil almıştır artık. Bu dinamik bir süreç.

“Pek çok İslamcı dergi hem aksiyon hem de fikir üretme odaklı oldu”
-İslamcı dergilerin muhtevası bakımından İslamcı fikriyata kattığı bilgi, birikim var mı? Bu mecralarda bilgi üretimi ve aktarımı söz konusu mu? Ayrıca bu mecralarda siyaset üretimi ne kadar mümkündü?

Burada İslamcı dergiler de kendi içerisinde farklılık gösterebiliyor. Bazı dergiler daha akademik bir çizgide ilerliyordu. Mesela 70’lerin sonunda çıkan Düşünce Dergisi böyle bir dergiydi. Bazı dergiler daha aksiyon temelli dergilerdi. Gündeme dair ve gündemi değerlendiren dergilerdi bunlar. Fakat pek çok dergi bu ikisinin karışımı oldu. Yani hem aksiyon, hem haber hem de düşünce ve akademik makale çalışmaları vardı. Fakat bizim gördüğümüz şey şu; dünyayı takip etmek, dünyaya yönelik ilgiyi canlı tutmak, bilhassa İslam dünyasına, İslamcı dergilerin neredeyse ilk günden son güne kadarki değişmez gündemi oldu. Yerel gündemle sınırlı kalmadılar, daha enternasyonel bir gündemleri var. Dünya siyasetinin hep içinde olmayı önemsediler.

“İslamcı neşriyatın birinci gündemi halkı özne haline getirmektir”
-Dergilerden gördüğünüz kadarıyla İslamcılık bağlamında tartışılan konular, kavramlar, özneler nelerdi?

Özne meselesi çok önemli. İslamcı neşriyatın birinci gündemi halkı özne haline getirmektir. Zaman zaman halka seslendiklerini görüyoruz. Aynı zamanda küresel siyaseti takip eden İslamcı dergiler tahakkümcü, halkını mağdur eden sistem ve yönetimleri eleştiriyor. İkinci eleştirilen bir özne de Müslüman ülkelerin yöneticileri. Dergiler yöneticileri yeterince sömürge karşıtı olmadıkları ve yeterince direnç göstermedikleri için, halkları üstünde baskı kurdukları için eleştiriyorlar. Yani halkı özne haline getirmeye ve aktive etmeye çalışıyor; aynı zamanda da baskıcı rejimleri ve batılı güçleri de sürekli eleştiriyor.

En merkezi kavram ümmet kavramı. İslam birliği, ümmet kavramıyla beraber anılan bir kavram zaten. Ve hilafet. İslamcılığın özü itibariyle şöyle bir fikri var; hilafet, biz Müslümanların yitirdiği bir şey. Hilafete bir yönetim biçimi olarak bakmıyor bu dergiler, kaybedilen şeyin Müslümanların birliği olduğunu söylüyorlar. Hem siyasi birlik hem de bir dayanışma ahlakını kurma isteği İslamcı dergilerde işlenen en değişmez konulardan biri.

“Bütün bu bilgi birikimin bir İslamcılık Araştırma Merkezi’ne dönüşmesini ümit ediyorum”
-Son olarak proje kapsamında söylemek istedikleriniz nelerdir?

Proje kapsamında önce 60 ile 80’li yıllar arasındaki dergileri topladık. Bu bir buçuk yılımızı aldı. Bu dönemde 3 bin üzerinde dergiyi dijitalleştirdik ve katalogladık. Bir sempozyum gerçekleştirdik. Çok sayıda araştırmacıya teşvik ve destekte bulunduk. Akabinde projede 1960 öncesi dergilere geçiş yaptık. 2016 yılı içerisinde de 1960 öncesine ait 5700 dergiyi topladık ve önemli bir kısmını dijitalleştirip katalogladık. Yine bu Mart ayı içerisinde bir sempozyum gerçekleştireceğiz. Bundan sonrasında 1980 sonrası dergilerine yöneleceğiz. Bu dönemde çok sayıda dergi var, şimdiye kadar tespit ettiğimiz dergi sayısı 400. Dolayısıyla bu dönemin biraz daha uzun sürmesini bekliyoruz. Bu proje yaklaşık 5 yıldır devam ediyor. Geldiğimiz noktada, üçüncü dönemi tamamlarken bütün bu bilgi birikimin bir İslamcılık Araştırma Merkezi’ne dönüşmesini ümit ediyorum. 2017 içerisinde güzel neticeler alacağımıza inanıyorum.

Paylaş: