90’LARIN BİRİKİM'İNDE İSLAMCILIK TARTIŞMALARI

90’LARIN BİRİKİM'İNDE İSLAMCILIK TARTIŞMALARI

Cumhuriyet tarihindeki İslamcılık düşüncesinin ve İslamcı yayın dünyasının ilginç serüveninin takibi açısından önemli bir çalışma olarak değerlendirebileceğimiz İslamcı Dergiler Projesi (İDP) bizlere zengin bir dergi kataloğu sunmasının yanı sıra 20.yüzyılda yaşanan İslamcılık tartışmaları için de başvurabileceğimiz önemli kaynaklar sağlamaktadır. Ancak bu tartışmaların yaşandığı metinler sadece İslamcı dergilerle sınırlı kalmayarak farklı ideolojilere mensup yayınlarda da karşımıza çıkmaktadır. Bu satırların odak noktası da doksanlı yıllarda sosyalist bir kültür dergisinde yaşanan İslamcılık merkezli tartışmalar olacaktır.

80’lerin sonunda Türkiye’deki sol düşüncenin dine dair yaklaşımında iki mühim kırılmadan bahsedilmektedir. Bunlardan birincisi, sosyalist hareket içerisinden birisi olan Ruşen Çakır’ın kaleme aldığı “Ayet ve Slogan” etrafında şekillenen tartışmaların zeminine oturtulurken bu kırılmaların diğerini görmek için mezkur yazarın da İslamcılığa dair yazılarına sıkça rastladığımız sosyalist bir kültür dergisi olan Birikim’e odaklanmamız gerekiyor. Birikim dergisinin birinci döneminin başlangıcı olan 70’li yılların ortaları, Türkiye’de sosyalizmin en canlı ve iyimser dönemi olurken, 12 Eylül askeri darbesi sebebiyle vermek zorunda kaldığı aranın ardından tekrar gün yüzüne çıktığı 1989 yılı, solun ağır bir karamsarlık dönemine rastlamaktadır. İlk Birikim her ne kadar sosyalist solun bunalımlı bir döneminde yayımlanmış olsa da, gelecekte sosyalizmin hem dünyada hem de Türkiye’de büyük bir gelişme imkanına sahip olduğu şeklinde kuvvetli bir inanca sahipti. İkinci Birikim ise, sosyalist solun dünyada ve yerel zeminlerde yaşadığı travmatik bir yenilgi döneminde; dolayısıyla, diğerine göre çok daha esaslı ve çok daha ciddi bir kriz anında yayınlanmaya başlandı. Bu yazı Birikim’in ikinci döneminin başlangıcı olan 1989 Mayıs’ı ile İslamcılığın siyasi arenada karşılaştığı darbenin etkisiyle yaşamış olduğu kimilerine göre dönüşüm kimilerine göreyse iflas sayılabilecek dönem olan 90’ların sonu arasındaki yaklaşık on yılı kapsamaktadır. Nitekim 90’lı yıllar hem sosyalist hareket için sancılı bir süreç hem de İslamcılık için bir yükseliş dönemi olması itibariyle, iki kesimin bir dergi etrafındaki tartışmalarını tahlil etmek için uygun bir zaman dilimi olarak gözükmektedir.

Sol içinde resmi laiklik tanımına karşı menfi tavır ve yeni bir özgürlükçü laiklik tarifi arayışı Birikim dergisinde karşımıza çıkan mühim meselelerden birisi olurken, bu durum derginin din, daha özelde ise İslam ve İslamcılık tartışmalarında belirlediği tavırda etkili olmuştur. Bu dönemde Birikim dergisi, sosyalistlerle İslamcılar arasında ortak bir platform oluşturmak açısından önemli bir işlev görmüş, İslamcılarla sosyalistlerin zihni anlamda bir açılım ve diyalog gerçekleştirebilmeleri için geç kalınmış da olsa bir başlangıç yapılmıştır. Birikim çevresinde oluşturulan din merkezli tartışmalar bir grup İslamcı yazarın kendi meselelerini sosyalistlerle ilk defa konuşabildikleri ve tartışabildikleri bir ortam sağlayarak, dergide kendine yer bulan bir İslamcının ifadesiyle Birikim, koskoca bir denizde birbirinden kopuk adacıklar arasında ilk vapur seferlerini koyan birkaç dergiden biri olmuştur. Dergide amaçlanan -ne kadar başarılı olunduğu tartışmalı olmakla birlikte- her iki tarafın kendi projelerini bir diğerine kabul ettirmeye çalışmadığı fakat birbirlerinin söylediklerine kıymet verilen bir üslubu geliştirmek olmuştur. Bu doğrultuda ’90’ların başından itibaren İslami hareketin kendi içindeki toplumsal kırılmalar, sınıflaşmalar, tüketim, kadın ve modernleşme ile ilgili tartışmaların yanı sıra görece İslami hareketin politikadaki temsilcisi Refah Partisi’nin devlet yahut Kemalizmle olan ilişkisi, partinin etrafındaki toplumsal sınıflar vasıtasıyla neler talep ettiği gibi meseleler analiz edilmeye çalışılmıştır. Ancak dergide yer alan metinleri, tartışmaları, anlama çabalarını her daim bir mahalleden diğerine uzatılan bir dost eli yahut beyaz bir bayrak olarak anlamaya çalışmak fazlasıyla toz pembe durmaktadır. 80’ öncesi döneme göre iki cenahın da birbirlerini anlamaya yönelik adımları görmezden gelinemese de dergide karşı tarafı suçlayıcı, sert, kimi zaman ise alaycı bir üslupla karşı tarafın görüşlerini topa tutan metinlere de rastlanılmaktadır.

Politik, toplumsal ve iktisadi olmak üzere üç ana başlık etrafında inceleyebileceğimiz bu metin ve tartışmaların ilk başlığını çoğunlukla İslamcıların devlet, Kemalizm, milliyetçilik ve sağcılık kavramlarıyla olan ilişkileri meşgul etmektedir. Toplumsal meselelere gelince ise karşımıza yabancı düşmanlığı, anti-semitizm gibi problemlerin teşhisi ve çözüm yolları çıkarken buna ilaveten Medine Vesikası temelindeki çoğulcu toplum tartışmaları da kimi yazarın gündemi arasında yer almıştır. Üçüncü başlığımızın konularını ise İslamcılık ve kapitalizm ilişkisinin yanı sıra dünya ekonomik sistemlerine alternatif olarak sunulan İslami ekonomi modellerinin eleştirileri oluşturmaktadır.

Dergideki politik tartışmaların merkezini çoğunlukla Refah Partisi üzerine yapılan tartışmalar oluşturur. Doksanlı yıllarda İslamcılığın siyasi temsilcisi olarak siyasi arenada varlığını güçlü bir şekilde hissettiren RP ve yetkililerinin, seçim dönemlerindeki söylemleri ve bulundukları makamlardaki icraatları üzerinden devlete ve kurucu ideoloji sıfatıyla Kemalizm’e olan bakış açıları şiddetli bir şekilde tartışılmıştır. İslami siyasi hareketlerin devlet mefhumuna yaklaşımlarındaki problemler sıralanırken, sosyalist zaviyeden İslamcı cenah devlete, güce ve iktidara eklemlenmekle suçlanmıştır. Özellikle RP’nin iktidar ortağı olmasıyla birlikte Birikim’de devlet ve İslamcılık arasındaki ilişkiye daha fazla önem verilmiştir. Buna ilaveten İslamcıların “demokrasi” kavramına yaklaşımları da Birikim yazarları açısından oldukça problemli görünür.
Kemalizm-İslamcılık ilişkisinde sosyalist derginin genel tavrına gelince dergideki metinlerde, birbiriyle kavgalı görünen bu iki düşüncenin esasında önemli benzerlikler taşıdıkları ve uygulamada çok yakın oldukları ifade edilmektedir. Örneğin iki siyasal söylemin kültür müdahelecilik, tahakkümcülük, devlet merkezlilik, otoriterlik ve korporatist kalkınmacılık konularında yakın durdukları ifade edilirken, toplumu bir ideal duruma dönüştürme gayesi taşımaları ve vurgular farklı olsa da Türklük ve Müslümanlığı homojenleştirme düşüncelerinde de benzerlikler taşıdıkları iddia edilmiştir. Bu tartışmalarda yoğunluklu olarak derginin başat isimleri sayılabilecek Ömer Laçiner, Tanıl Bora, Ruşen Çakır gibi isimlerin yanı sıra Mücahit Bilici, Metin Karabaşoğlu, Mümtaz’er Türköne gibi yazarlar da yer almaktadır. Burada mühim sayılabilecek nokta sol veya İslamcı kanattan isimlerin devlete karşı çoğu zaman tepkili ve dönemin İslami eğilimli siyasi partisine yönelttikleri eleştirilerinde de birbirleriyle benzerlikler taşıyor olmalarıdır.

Birikim dergisi, her ne kadar ülkedeki diğer sol fraksiyonlar tarafından liberal ve sol dışındaki diğer ideolojilere tavizkar tutumlu olmakla suçlanan özgürlükçü sosyalizmin temsilcilerinden biri olsa da Türkiye’deki milliyetçi ve sağcı hareketlere yaklaşımı çoğunlukla sert ve acımasız olmuştur. Dergide İslamcılık da çoğu zaman faşizmle eş tutulan bu ideolojilerin yanına yerleştirilmektedir. Doksanların başlarında İslamcılık, hedef tahtasına oturtulan milliyetçiliğin yahut ülkücü hareketin yanında kısaca değinilen bir ideolojinin dışına çıkamazken; İslamcılığın siyasi zemindeki yükselişiyle birlikte dergide artık İslamcılığın merkeze alınmasıyla İslamcıların milliyetçiliği ve milliyetçiliğin etkisiyle İslamcılığın dönüşümü gibi meselelerin konuşulduğu görülmektedir. Kimi zaman birbirleriyle aynı olmadıkları ve İslamcıların kolayca sağ cenahla bir tutulamayacağı ifade edilse de “milliyetçiliğin İslami/dini olana tahakkümü” derginin sıklıkla üzerinde durduğu meseleler arasında olmuştur.

Toplumsal meselelerde genelde yabancı düşmanlığı, özelde ise anti-semitizm kavramları üzerinden İslamcılığın öteki ile olan imtihanı masaya yatırılmaktadır. Buradaki öteki çoğu zaman gayri-müslimler, kimi zaman ise derginin ideolojisiyle ilişkili olarak sosyalistler olmuştur. Çoğunlukla Rıfat N. Bali tarafından dile getirilen bu problemler İslamcılarla sınırlı tutulmayarak toplumun tümüyle ilişkilendirilmiştir. Özellikle milliyetçi ve İslamcı popüler edebiyat tarafından yabancı düşmanlığının beslendiğini ifade eden Bali, Milli Görüş hareketi tarafından organize edilen parti mitingleri ve İstanbul’un fethi kutlamalarında da Yahudi ve Ermeni karşıtı söylemlerin fazlalığına dikkat çeker. Ötekine beslenen bu tavır ise bir toplumun kendi gerçekleriyle yüz yüze gelmekten kaçınması, zaaflarını kabul edip özeleştiri yapmak yerine bundan kaçınıp toplumda görülebilen tüm kötülükleri gizli güçlere yüklemesi ve toplumsal ya da siyasi alanlarda yaşanan başarısızlıkların suçunu üzerlerinden atma çabası olarak değerlendirilmektedir.

Toplumsal konuların ikinci alt başlığı sayılabilecek Medine Sözleşmesi temelinde cereyan eden çoğulcu toplum tartışmaları ise İslamcılar ile sosyalistlerin belki de en çok yakınlaştıkları ve fikir teatisinde bulundukları mecra olmuştur. “Din ve Toplum Tasarımı” başlığı altında gerçekleşen tartışmalarda üslubun sertleştiği yahut müstehzi ifadelerin görülebildiği yazılarla karşılaşılsa da çoğu zaman saygı çerçevesinde iki tarafın birbirlerini anlamaya dönük çabalarına şahit oluruz. Ahmet İnsel, Ragıp Ege, Ali Yaşar Sarıbay, Ali Bulaç, Mümtaz’er Türköne, Abdurrahman Dilipak gibi yazarların yer aldığı bu tartışmalarda İslamcı taraf Medine Vesikası’nın günümüzde inşa edilecek çoğulcu toplumlar için bir model teşkil edebileceğini iddia ederken sosyalist entelektüel çevre ise çoğunlukla bunun imkansızlığı üzerinde durmuştur.

İki yönü olan ekonomik tartışmaların ilki ise İslamcılığın/İslamcıların kapitalist sistemle olan bağı üzerinedir. Burada temel kanı İslamcıların söylemlerinin aksine kapitalizm çarkının bir parçası olduklarıdır. İkinci nokta ise Türkiye’deki İslamcıların mevcut ekonomik sistemlere alternatif olarak sundukları sistem hakkındadır. Adil Ekonomik Düzen olarak isimlendirilen bu model, dergide orijinallik ve gerçeklikten uzak olarak ifade edilirken, sistemi ortaya koyanlar tarafından bile ne olduğunun bilinmediği zikredilmektedir. Siyasi ve sosyolojik tartışmalarda dile getirilen eleştirilere benzer bir şekilde Birikim’in ekonomik tartışmalarda da dikkat çeken söylemi İslamcıların sosyalistlere öykünüyor olduklarıdır.

Sonuç itibariyle doksanlı yılların başından sonuna değin başta sosyalistler olmak üzere Türkiye’deki farklı entelektüel çevrelerden birçok ismin yazma imkanı bulduğu Birikim dergisi sosyalist ve İslamcı entelijansiyanın odaklandıkları önemli “İslamcılık” tartışmalarına şahit olmuştur. Buradaki İslamcı çevre Birikim’de yazmış olmayı değerli bulmakta ve öteki mahalleye seslenebilmenin gayesini taşımaktadır. İslamcılıkla ilgilenen sosyalist cenah da toplumun diğer kesimini dinlemeyi ve onların fikirleri üzerine kafa yormayı değerli bulurken kimi yazar ve metinlerde ise alaycı, İslamcılığı pek ciddiye almayan bir tavır ve yerli bir oryantalizm sezilmektedir. Dergideki İslamcılığa dair olumlu ve olumsuz eleştirilerin problemlerini dikkate almakla birlikte Prof. Dr. İsmail Kara’nın Ruşen Çakır’ın “Ayet ve Slogan”ına dair kaleme aldığı ve tümü için söylenemese de dergideki kimi yazar ve yazıların çabaları için de geçerlilik taşıyan şu satırlar dikkate şayan:
Çakır, “ihtidaya direnen” (!) biri olmakla beraber “ilericilik-gericilik”, “irtica”, “kör testere”, “Atatürk ilke ve inkılapları”, “çağdaş medeniyet seviyesi...” gibi bürokrat/aydın/asker kesimlerin çokça bağlandıkları ve nerdeyse tek belirleyici olarak kullandıkları, açıklayıcılıktan uzak ideolojik çerçeveleri elinin tersiyle bir tarafa itme cesaretini ve niyetini gösteriyor; İslama ve Müslümanlığa olmasa da çalıştığı alana sıcak ve yakın bakmayı başarıyor.”

Paylaş: